Üye Girişi
| Arı Hastalıkları |
|
| Cuma, 25 Ocak 2008 | |
Arı
Hastalıkları ve Sınıflandırılması
Arının
gelişme dönemi pek çok hastalık etmeni ve zararlı için uygun ortam
oluşturduğundan arılarda çok sayıda hastalık ve zararlı görülmektedir. Bununla
birlikte, dünyadaki hızlı ulaşım, kıtalar ve ülkelerarası arı, arı ürünleri ve
arıcılık malzemeleri ticareti arı hastalıklarının kısa sürede tüm ülkelere
yayılmasına neden olmaktadır.
Benzer şekilde, gezginci arıcılık da
hastalık ve zararlıların ülke içindeki hızlı yayılışında önemli bir etkendir.
Arı hastalıkları genellikle ilkbahar aylarında görülür. Bunun başlıca nedeni
ilkbahar aylarında özellikle yavru yetiştirme faaliyetinin büyük hız kazanmış
olması ve beklenmeyen soğuk ve yağışlı havalardır. Bu nedenle bu kritik dönemde
arıların özellikle yavru hastalıklarına karşı korunması için, koloni
kontrollerinde koloninin üşütülmemesine özen gösterilmelidir
Arı hastalıkları, hastalığı oluşturan
etmene göre; bakteriyel (Amerikan ve Avrupa Yavru Çürüklüğü, Septisemi), fungal
(Kireç ve Taş hastalığı), viral (Kronik ve Akut Arı Felci), paraziter (Varroa
jacobsoni ve Acarapis voodi) ve Protozoan (Nosema ve Amoeba) ya da hastalığın
oluştuğu konukçuya göre; Ergin ve Yavru Arı Hastalıkları olarak
sınıflandırılabilir. Pek çok patojen arıların gerek gelişme gerekse yetişkin
dönemlerinde hastalık oluşturabilir. Ancak bu patojenlerin hepsi aynı derecede tehlikeli değildir. Amerikan yavru çürüklüğü ve varroa gibi çok
tehlikeli ve hızlı yayılıcı bazı arı hastalık ve zararlılarının kontrolünde
"Ulusal Kontrol Programları"na ihtiyaç duyulur. Halihazırda ülkemizde mevcut olup ve ülkemiz
arıcılığı için önemli bulunan bazı arı hastalık ve zararlıları aşağıda
verilmiştir.
1. Yavru Hastalıkları
a)
Amerikan Yavru Çürüklüğü
Ülkemizde
ihbarı zorunlu yavru hastalıklarından olan bu hastalığın etmeni Paenibacillus
larvae adlı bir bakteridir. Değişik çevre şartlarında uzun bir yaşam süresi
olan sporları besleme görevi yapan bakıcı arılar tarafından larvaya
bulaştırılır. Hastalığın yayılmasını sağlayan sporlar kovanın herhangi bir
yerinde, peteklerde, bal ve balmumunda veya herhangi bir ortamda 35-60 yıl
canlı kalıp bu süre sonunda bile hastalık oluşturabilirler. Bu nedenle bu
hastalığa karşı gerekli hassasiyetin gösterilmesi ülkemiz arıcılığının geleceği
yönünden hayati önem taşımaktadır.
Resim 1. Hastalık
şüphesi olmayan sağlıklı kapalı yavru
Amerikan
yavru çürüklüğü görüldüğünde veya şüpheli durumlarda Tarım ve Köyişleri
Bakanlığının İl ve İlçe Müdürlüklerine veya Ankara Etlik ve İzmir Bornova'da
bulunan Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitülerine ya da Ek.1'de adresleri
verilen arıcılık konusunda uzmanlaşmış kurumlardan birine başvurularak teknik
yardım istenmelidir. Ayrıca, bu hastalığın ihbar edilmesi kanuni bir
zorunluluktur. Hastalıklı kolonilerin nakilleri de yasaktır. Arıcı her şeyden
önce kendi geleceği için bu kurallara uymalıdır.
Hastalığın
Belirtileri
Yavrulu
petekler incelendiğinde öncelikle düzensiz yavru görünümü dikkat çeker. Kapalı
yavrulu hücreler arasına dağılmış düzensiz açık yavru ya da boş hücreler gözlenebilir.
Dışbükey görünümünde olması gereken kapalı yavru hücreleri içe çökmüş,
çukurumsu görüntü sergiler ve üzerleri deliktir. Hastalıklı yavru beyazdan
sarıya daha sonra da kahverengine dönüşür, bir çöple dışa çekildiğinde iplik
şeklinde uzar ve tutkal gibi kokar. Çürüyerek ölmüş yavrunun kalıntısı hücre
yan duvarı ve tabanına yapıştığından arılarca temizlenmesi zordur.
Mücadelesi
Bu
hastalıkla en kesin ve en etkili mücadele yöntemi, hastalıklı kolonilerin
tümüyle yakılarak yok edilmesidir. Böylece, hastalığın diğer kolonilere
bulaşması önlenmiş olur. Bazı ülkelerde hastalıklı kolonilerin yakılması yasal
bir zorunluluktur. Bakteri sporları antibiyotiklerle öldürülemediği için
hastalıkla mücadelede antibiyotik uygulamasının fazla bir yararı olmaz. Antibiyotik
uygulaması hastalığı baskı altına alabilir ancak uygulamadan vazgeçildiği anda
hastalık tekrar görülür. Daha önemlisi, bu tür koloniler arılıktaki diğer
sağlıklı koloniler ve bölge için sürekli hastalık kaynağı olurlar. Arıları ve
petekleri yakılmış koloninin, boş kovanı ve kovan kapağı pürümüzle en ince
detaylarına kadar yakılıp 40 lt suya 400 gr sodyum hidroksit katılarak elde
edilen sıvı ile yıkandıktan sonra tekrar kullanılabilir. Diğer alet ve
ekipmanlar da bu sıvı ile yıkanmalıdır.
Hastalıktan
uzak kalmak için arı satın almalarda ve temel petek kullanımında dikkatli
olunmalıdır. Temel petek kullanırken temel peteğin hiçbir zaman hastalık
geçirmemiş kolonilerden elde edilmiş balmumundan üretilmiş olmasına özen
gösterilmelidir. Temel petek mutlaka sterilize edilmiş balmumundan üretilmiş
olmalıdır. Hükümlerine uyulması zorunlu olan "Arıcılık Yönetmeliği"ne
göre de temel petek yapımında kullanılacak balmumu 110 oC'da 12 saat
süre ile sterilize edilmelidir.
Resim 2. Amerikan
yavru çürüklüğünün tipik görüntüsü, çökük ve delikli kapalı yavru hücreleri
Resim 3. Amerikan
yavru çürüklüğünün çöp testi, kalıntının iplik gibi uzaması
b)
Avrupa Yavru Çürüklüğü
Dünyada
en yaygın görülen hastalıklardan biridir. Hastalığın etmeni en son yapılan sınıflandırmaya
göre Melisococcus pluton adında bir bakteridir. Hastalıkta diğer bazı
(sekonder) bakteri türleri de görülür ancak bunlar doğrudan hastalık
oluşturmazlar fakat ölü larvanın kokusu ve kıvamı üzerinde etkili olurlar.
Resim 4. Hastalık
şüphesi olan bir petek görüntüsü
Hastalığın
Belirtisi
Hastalığın
kendine özgü kokmuş et ya da balık kokusunu andıran kokusu kovan açıldığında
algılanabilir. Açık yavru döneminde ölmüş larvalar koyu kahverengi ve siyaha
yakın renktedir ve larvadaki renk değişimi önemli bir belirtidir. Hastalığın
çok şiddetli seyrettiği durumlarda kapalı yavru gözlerinde de görülebilir.
Ölmüş larva bir çöple çekildiğinde Amerikan yavru çürüklüğünde görülen ipliksi
uzama görülmez, kolayca petek hücresinden çıkartılabilir. Genellikle, Amerikan
yavru çürüklüğü kapalı yavrularda görülürken Avrupa yavru çürüklüğü açık
yavrularda görülür.
Mücadelesi
Amerikan
yavru çürüklüğündeki uygulamanın aksine şiddetli durumlar hariç, bu hastalıkta
arıların ve yavru peteklerin imhasına gerek yoktur. Koloninin ana arısı bir
süre kovan içerisinde kafeslenerek yumurta atması engellenir. Oxytetracycline,
erythromycin veya diğer antibiyotik uygulamaları ile tedavi edilebilir. Ancak,
antibiyotik kullanımı konusunda mutlak surette bir uzmanın görüş ve önerileri
alınmalıdır. Çünkü antibiyotikler belli aralıklarla, belli dozlarda ve belli
bir süre için kullanılması gereken maddelerdir. Aksi halde arı kolonisine, aile
bütçesine ve balın kalitesine zarar verilir. Antibiyotik verilen kovanın balı
uzun bir süre tüketilmemelidir. Örneğin bu sürenin oxytetracycline grubu için
en az 8 hafta olmasına karşın diğer antibiyotik grupları için 1 yıla kadar
çıkabilir.
Arılıkta
kullanılan ekipman ve hastalıklı kolonilerin boş kovanları 50 lt suya 1 kg
soda veya 1/1'lik amonyum klorid
eriyiği ile dezenfekte edilmelidir.
Resim 5. Avrupa
yavru çürüklüğünde hastalıklı açık yavrudaki renk değişimi
Yavru
Çürüklüğü Hastalıklarından Korunma
Gerek
Amerikan yavru çürüklüğü gerekse Avrupa yavru çürüklüğü hastalıklarından
korunmak için;
* Arılık her zaman
temiz ve düzenli olmalıdır.
* Arı ve ana arı
satın alırken alımlar, sağlık belgesi veren ve güvenilir kurumlardan
yapılmalıdır.
* İkinci el
alet-ekipman alındığında bunlar dezenfekte ve sterilize edilmelidir.
* Amerikan yavru
çürüklüğü hastalığının bulaşmasını ve yayılmasını sağlayan bakteri sporları bal
içinde yıllarca yaşayabildiğinden arılar kaynağı belli olmayan ya da hastalık
geçirmiş arılıklardan elde edilen ballarla beslenmemelidir.
* Kaynağı belli
olmayan oğullar arılığa alınmamalıdır.
* Arılıkta
yağmacılığa meydan verilmemelidir. Kovanların yerleşme düzeni arıların yanlış
kovanlara girmelerini önleyecek şekilde olmalıdır. Bunun için kovanların uçuş
delikleri farklı yönlere bakmalı ve kovanlar arası mesafe 1-2 m'den az
olmamalıdır. Mümkünse bu mesafe artırılmalıdır.
* Koloniler arasında
petek alış-verişi yapılırken dikkatli davranılmalıdır.
* Mümkün olduğunca
eski petek kullanmaktan kaçınılmalıdır.
* Koloniler nektar ve
polen kaynağı yönünden zengin bölgelerde tutulmalı, hastalık riski bulunan
yerlere arı götürülmemelidir.
* Koloniler sürekli
kontrol edilmeli, hastalığın yayılmasını önleyen en etkili yolun erken teşhis
olduğu unutulmamalıdır.
c)
Kireç Hastalığı
Etmeni
Ascosphaera apis adlı bir fungus (mantar) olan yavru hastalığıdır. Hastalıklı
larvalar mumyalaşmış olup siyahımsı, gri veya beyaz renktedirler. Hastalığın
ilk dönemlerinde beyazlaşmış larvalar iki parmak arasında ezilebildiği halde
ileri dönemde pirinç tanesi gibi sertleşerek arılar tarafından kovan önüne ve
uçuş tahtası üzerine atılırlar.
Hastalığın
etmeni olan sporlar toprak altında ve değişik ortamlarda 15 yıl etkinliğini
sürdürebildiğinden ve rüzgarla sürüklenebildiğinden bu hastalıkla daha çok
kültürel önlemlerle mücadele edilerek başarılı sonuçlar alınabilir.
Hastalığa
neden olan fungus, yeterli havalandırmanın olmayışı sonucu kovanda biriken CO2
ve nemli ortamda gelişir. Bu nedenle kovanlar sehpalar üzerine yerleştirilerek
havalandırma sağlanmalı ve nemden korunmalıdır. Kireç hastalığına karşı
alınabilecek bir başka önlem, hastalığa yakalanan kolonilerin ana arılarının
hastalığa yakalanmayan kolonilerden üretilen yeni ana arılarla
değiştirilmesidir.
Zayıf koloniler hastalığa daha
hassastırlar. Bunun için güçlü kolonilerle çalışmak en iyi kültürel yöntemdir.
Kolonilerin beslenmesi ve arılara doğal nektar kaynağı sağlanması da bu
hastalığa karşı etkin bir mücadele yöntemidir. Kolonide stres oluşturan açlık,
üşütme ve rahatsız etme gibi durumlar yanında bölme yaparak koloni işçi arı varlığının
azaltılması, gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanarak larvanın sindirim
sistemindeki faydalı floranın tahrip edilmesi kireç hastalığının ortaya
çıkmasına veya şiddetinin artmasına neden olan uygulamalardır. Bu
uygulamalardan kaçınmak, güçlü koloniler ve genç ana arılarla çalışmak
alınabilecek en iyi koruma tedbirleridir.
Kireç hastalığının tedavisinde koloni
şartlarında uygulanan ilaçlı mücadele denemelerinden bugüne kadar tatmin edici
olumlu sonuçlar alınamamıştır.
Resim 6. Kireç
hastalığında mumyalaşmış larvalar
2. Ergin Arı Hastalıkları
a)
Nosema
Nosema
apis adı verilen tek hücreli bir mikroorganizmanın neden olduğu, oldukça tehlikeli sayılan ergin arı
hastalığıdır. Hastalığa yakalanmış kolonilerde davranış değişimi ve hızlı
yaşlanma görülür. Hastalığın kesin olarak tanınması için hasta arı midesinin
makroskobik veya mikroskobik incelenmesi gerekir.
Normalde saman rengi olan sağlam arı
midesi hasta arıda katı, kirli ve beyaz renktedir. Hastalık yıl içerisinde
çeşitli zamanlarda görülebilmekle beraber en yüksek düzeyde ilkbaharda, ikinci
derecede ise sonbaharda ortaya çıkar.
Nosemaya
yakalanmış kolonilerde; çerçevelerin, peteklerin, kovan kapağı ve uçuş tahtası
üzerinde turuncu ve beyaz renkte arı pisliği görülür. Hastalığın yayılması
besin yoluyla olur. Hasta arılar bakıcılık gücünü kaybederler, uçamazlar ve
kovan etrafında sürünürler.
Nosema
hastalığının önlenmesi ve tedavisinde fumagillin uygulaması yapılır. İlaç
ilkbahar ve sonbaharda şerbetle birlikte verilir. Özellikle sonbaharda şurupla
birlikte verilen fumagillin iyi bir tedbirdir. Kolonilerin polen dışında polen
yerine geçen kek karışımları ve kış aylarında salgı ballarıyla beslenmesi
hastalığa sebep olabilen uygulamalardır. Hastalık daha çok besleme hataları
sonucu ortaya çıkar. Bu hastalıkla ilişkili olarak, arıların bal ve polen
dışında herhangi bir maddeye ihtiyaç duymadıkları unutulmamalıdır.
3.
Paraziter Hastalıklar
a)
Varroa
Bu
hastalık, Varroa jacobsoni adlı bir dış parazitin sebep olduğu, hem yetişkin
arıda hem de yavruda zarar oluşturan, çok hızlı gelişmesi ile tüm dünya üzerine
yayılan ve mücadele edilmediği taktirde kolonilerin sönmesine neden olan
tehlikeli paraziter bir hastalıktır.
Varroanın dişisi oval görünümde ve
koyu kahve renktedir. Vücut uzunluğu 1.1-1.3 mm, eni ise 1.5-1.7 mm arasında
değişmektedir. Vücudun alt kenarı 4 çift bacak ile çevrilidir. Ağız yapısı
sokucu ve emicidir. Gerek ergin gerekse larva ve pupa döneminde arının kanını
emerek beslenir. Bu nedenle arıya her dönemde zarar verir. Erkek varroa,
sarı-gri renkte yuvarlak görünümlü, dişi varroaya oranla daha yumuşak bir kitin
ile kaplıdır. Erkek varroalar dişi ile çiftleşme sonrası öldüklerinden yetişkin
arı üzerinde görülmezler.
Varroanın kolonilerde üremesi
ilkbahar kuluçka faaliyetiyle birlikte başlar. Sonbaharda bu faaliyetin sona
ermesine kadar sürer. Kışı yalnızca ergin dişiler geçirir. Varroanın üreme ve
gelişmesi kapalı yavru gözlerinde gerçekleşir. Ergin dişiler yavru gözlerinin
kapanmasından hemen önce bu gözlere girerek iki gün sonra yumurta bırakmaya
başlarlar. İlk 24 saatte yumurtalardan 6 bacaklı larvalar çıkar ve tüm gelişim
erkeklerde 6-7 günde, dişilerde ise 8-10 günde tamamlanmaktadır. Gelişimini
tamamlayan varroalar kapalı yavru gözü içinde çiftleşirler. Çiftleşmeden hemen
sonra erkek ölür. Dişiler ise beslenmeyi sürdürerek arıların gözden çıkması ile
birlikte gözü terk ederler.
Ergin dişi varroalar kışın 5-6 ay
yazın ise 2-3 ay yaşarlar. Ergin dişi varroanın yavru gözüne 5 ve daha fazla
yavru bırakması durumunda arı gelişmesini tamamlayamaz ve siyahımsı-gri renkte
kanatsız olarak çıkar. Ancak bir görüşe göre kanatsızlığın doğrudan varroaya
bağlı olmadığı parazitin varlığında
etkisini gösterebilen bir virüse bağlı olduğu belirtilmektedir. Varroa
parazitinin gerek larva ve pupa gerekse ergin dönemde arının kanını emerek
gelişme ve çalışma aktivitesini zayıf düşürmesi başka hastalıkların da ortaya
çıkmasına neden olmaktadır.
Mücadelesi
Kimyasal Mücadele
Varroanın
dünyada ve ülkemizde ilk görüldüğü yıllarda mücadele için uygun olan veya
olmayan bir çok ilaç varroa mücadelesinde kullanılmıştır. Günümüzde varroa
mücadelesi için piyasada 20 civarında ruhsatlı ilaç bulunmasına rağmen bazı
arıcılar ruhsatsız ilaç ve karışımlar kullanabilmektedir. Varroa mücadelesi için
ruhsatlandırılmamış hiçbir ilaç hiçbir zaman; ruhsatlı olanlar da kullanılma
dönemleri dışında özellikle de bal üretim dönemlerinde kullanılmamalıdır. Aksi
halde, bu ilaçların bal ve balmumundaki kalıntıları insan sağlığını olumsuz
yönde etkileyecektir.
Varroa mücadelesinde bir başka önemli
nokta mücadele dönemidir. Erken ilkbaharda kolonilerde kapalı yavrunun olmadığı
veya en az olduğu, sonbaharda ise kapalı yavrunun sona erdiği son bal
hasadından sonraki dönem en etkin mücadele dönemidir. Varroa mücadelesinde
altın kural; mücadelenin uygun zamanda, uygun ilaçla uygun dozda yapılmasıdır.
Bahsedildiği üzere varroa ile en iyi mücadele zamanı erken ilkbahar ile geç
sonbahardır. Kapalı yavru dönemindeki kimyasal mücadeleden olumlu sonuç almak
mümkün değildir. Çünkü hiçbir ilaç kapalı yavru içindeki varroalara
ulaşamamakta ve öldürememektedir.
Resim 7. Varroa
parazitinden dolayı ölmüş yetişkin arı
Resim 8. Arı pupası
üzerinde yetişkin dişi varroalar
Fiziksel Mücadele
Bilindiği
gibi dişi varroalar ilkbahar döneminde yumurta
atmak için erkek arı gözlerini tercih ederler. Bu dönemde kolonilere
üzerinde erkek arı gözü bulunan petekler verilerek dişi varroaların erkek arı
gözlerinde toplanması sağlanır. Bu gözler kapandıktan sonra kovandan
çıkartılarak imha edilir. Böylece dişi varroanın bu dönemde attığı yumurtalar
ve kendisi erkek arı pupaları ile birlikte yok edilmiş olur. Bu dönemde
koloniye yarısı kesilmiş petekli çerçeve verildiğinde, arılar peteğin alt
kısmına erkek arı gözlü yeni petek örerek tamamlarlar. Varroalar erkek arı
gözlerinde çoğalmayı tercih ettiklerinden gözlerin kapanmasından hemen önce bu
gözlere girerler. Bu gözlerin kapanmasından sonra erkek arı gözlü petek
kesilerek imha edilir. Bu yöntemle kolonideki varroa miktarını azaltmak mümkündür.
Ancak aynı zamanda işçi arı gözlerinde de çoğalan varroalar etkinliğini
sürdürür.
Bir başka mücadele yöntemi, nektar
akımı döneminde işçi arı gözleri içerisine bırakılan varroa yumurtalarını yok etmeye yönelik çalışmadır.
Bu yöntemde, koloninin ana arısı ana arı ızgarası kullanılarak bir çerçeveye
hapsedilir ve böylelikle bütün varroa yumurtalarının bir petekte toplanması
sağlanır. Bu petek kapalı yavru döneminde kovandan çıkartılarak imha
edildiğinde kovandaki varroa yumurtalarının tamamı yok edilmiş olur. Bu
yöntemin dezavantajı her dönemde uygulanamaması ve koloni gelişimini kısmen
engellemesidir.
B- Arı Zararlıları
a) Petek Güvesi
Büyük
Petek Güvesi (Galleria mellonella) ve Küçük Petek Güvesi (Achroia grisella)
olmak üzere iki türü vardır. Büyük petek güvesi daha zararlıdır. Petek güvesi
özellikle sahil şeridindeki arılıklarda daha sık görülür ve ciddi tahribatlar
oluşturur. Güvenin larvası zayıf kolonilerin peteklerinde ve balı süzülmüş
peteklerin saklanması sırasında, peteklerdeki balmumu ve polenle beslenerek
petekleri tahrip eder. Koloni güçlü olduğu ve tüm petekler arılarla sarılı
olduğu sürece koloni içinde zarar veremez. Bu yönüyle koloni içinde bulunan
peteklerin tümünün arılarla sarılmış olması güvenin çoğalmasını önler. Güve sorunu
ve tahribatı daha çok balı süzülmüş peteklerin saklanması sırasında görülür.
Resim 9. Petek
güvesi ve zararı
Balı
süzülmüş peteklerin korunmasında fiziksel, kimyasal ve biyolojik metotlar
kullanılabilir. Peteklerin 10 oC'nin altında örneğin soğuk hava
depolarında saklanması peteklerde bulunan güve yumurtalarının açılımını ve
larva gelişimini engeller. Peteklerin 12 oC'da 3 saat veya 15 oC'da
2 saat bekletilmesi petekte bulunan yumurta da dahil olmak üzere bütün gelişme
dönemlerindeki güveyi öldürür. Kimyasal mücadele olarak peteklerin saklandığı
muhafazalı odalarda 1 m3 hacim için 50 g toz kükürt yakılarak
peteklerde bulunan güve larvaları, pupaları ve yetişkinleri öldürülebilir. Bu
uygulamada güve yumurtaları ölmediği için uygulamanın sıcaklığa bağlı olarak
tekrarlanması gereklidir. Kimyasal mücadele olarak arıcılar arasında sıkça
görülen naftalin kullanılmamalıdır. Kanserojen ve petrol ürünü olan naftalin
bal ve balmumunda kalıntı bırakmaktadır. Biyolojik mücadele olarak uygulanan
Bacillus thuringiensis'in temel peteklere katılması dış ülkelerde uygulanmakta
olup ülkemizde bu uygulama henüz yapılmamaktadır.
Resim 10. Balı
süzülmüş peteklerin korunması
b) Eşek Arıları
Resim 11. Vespa orientalis
Resim 12. Vespa crabro
Ülkemizde Vespa orientalis ve Vespa crabro adlı türleri oldukça yaygındır. Yavru yetiştirme dönemlerinde bal arılarını arazide besin toplarken veya kovan uçuş tahtası üzerinden yakalayarak yuvalarına götürürler. Bazı yıllarda arılara ciddi zarar verirler. Eşek arıları ile kesin bir mücadele yöntemi olmamakla birlikte; yuvaların tahrip edilmesi, içine et, balık, ciğer konan tuzaklarla sayılarının azaltılması, kovan giriş deliğinin daraltılması, böcek öldürücü ilaç ve kıymadan yapılacak zehirli yem ile yuvalarındaki yavrularının öldürülmesi faydalı olabilecek bazı uygulamalardır. En iyi yol, eşek arısı sayısının çok arttığı dönemlerde kolonilerin bu bölgeden taşınmasıdır. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|











