Son Güncelleme:Cuma, 03 May 2013

Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanııcı Adı: Şifre: Beni hatırla

BAŞLIK: UYAN EY HALKIM, DÜŞMAN İÇİMİZDE

UYAN EY HALKIM, DÜŞMAN İÇİMİZDE 4 yıl 11 ay önce #3446

  • mk33
  • mk33's Avatar
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yeni Üye
  • Gönderiler: 2
UYAN EY HALKIM, DÜŞMAN İÇİMİZDE
Bir kahvede otururken içeriye birisi girdiğinde gayri ihtiyari döner bakarsınız ya da göz ucuyla izlersiniz. Gelen tanıdık bir yüzse sohbetinize ya da oyununuza devam edersiniz. Gelen tanıdık birisiyse onun karakterine göre tavır koyarsınız. Bulunduğunuz ortama gelen insan iyi huylu, çevresine faydalı birisi ise başınıza taç edersiniz, masanıza ya da grubunuza davet edersiniz. Yok; yalancı, riyakâr, toplum tarafından sevilmeyen birisiyse ondan uzak durmaya çalışırsınız.
Bu durum hayvanlar için de aynıdır. Bir evin köpeği, kedisi eve gelen bir yabancıya onun niyetine göre tepki gösterir. Olayı daha küçük ölçekte düşünürsek, aynı davranışı hücre düzeyinde de gözlemleriz. Burun mukozasına giren bir yabancı maddeyi dışarı atmak için hapşururuz. Vücudumuza giren yabancı bir maddeye karşı hemen önlem alırız, akyuvarlar, antikorlar hemen devreye girer ve yabancı maddeyi etkisiz duruma getirirler.
Halk arasında yaygın bir söylem vardır. En tehlikeli düşman dost gibi görünendir. Gerçek bir düşmanı görür görmez, onun size zarar vermesini engelleyecek önlemleri alırsınız, oysa dost görünen birisi, sizin yakınınıza kadar sokulur ve en zayıf anınızda saldırıya geçer. Ondan öyle bir saldırı beklemediğiniz için de yenik düşersiniz.
Zehirli olduğunu bildiğiniz bir mantarı yemezsiniz, hatta ormanda gördüğünüz bir mantarı zehirsiz de olsa toplayıp yemeye cesaretiniz olmaz. Oysa pürüzsüz yüzlü, mükemmel görünümlü kıpkırmızı bir domates herkesin iştahını açar. Yediğiniz domateste aradığınız lezzeti, domates kokusunu bulamasanız da iştahla yersiniz. Ya da kabak köküne aşılanmış bir karpuz, salatalık, patlıcan biber, adına hibrit denilen her türlü sebze, meyve, tahıl. Görüntüleri tanıdık olsa bile içleri, içerikleri yabancı ve hücre bilincimize uymayan yapılar.
Çok masum bir savaşın içerisindeyiz. Soframıza koyduğumuz besinler domates, biber, patlıcan, ekmek görünümlü misket bombaları. DNA’sı kırılmış besinler. Sizlerde biliyorsunuz; ektiğiniz üründen aldığınız tohumu yeniden ektiğinizde ürün alamıyorsunuz. Ekmekte ekmek kokusu, domateste domates lezzeti, karpuz kabak tadında, bunların plastikten üretilmiş ürünlerden farkları nedir? O bombaları sofralarımıza getirinceye kadar ne zorluklara katlanıyoruz, ne masraflar ediyoruz.
Düşman soframıza DNA’lı besinler olarak gelmekle kalmıyor, bir de onları korumak için üzerine sıktığımız, köküne attığımız kimyasallarla geliyor. Truva atına binmiş düşmanı kale kapısını aralayıp kendimiz içeriye davet ediyoruz. DNA kırılması da, mutasyona uğramış besin de, üzerinde ve içerisinde depoladığı kimyasallar da hücrelerimiz için yabancı uyartılar.
Sayın Prof. Dr. Erkan Topuz Bey’e neden kulak vermezsiniz?
Binlerce musibet ortada, neden hala aklımızı başımıza devşirmezsiniz. 2020 yılında bu ülkedeki insanların %25’i kanser olacak, %50’den fazlası da hasta olacak. Hangi askerimizle koruyacağız vatan topraklarımızı?
Ayrıca Prof. Dr. Erkan Topuz ‘’Beyaz şeker kutularının üzerine de yazmalıyız; kanser yapar diye.’’ Açıklamasında bulunuyor. Oysa biz Ramazan Bayramının adını bile şeker bayramı olarak anıyoruz. Şeker, ilk olarak 1805 yılında konsantre edilmiş, ilk şeker hastalığı 1817 yılında tespit edilmiştir. Unutmayın ki doğallıktan uzak bütün yiyecekler hastalık riski taşır.
( www.sabah.com.tr/webtv/turkiye/erkan-top...gili-sok-aciklamalar )
Uyan ey halkım, düşman içimizde!
Saygılarımla….
Mustafa KOCA
Kimya Mühendisi ve Bitki Besleme Uzmanı
Sadece Kayıtlı kullanıcılar yazı yazabilir.