|
Bitki Besin Elementleri
1. Azot
Tabiatta azotun kaynağı organik maddeler ve havanın serbest azotudur.
Havanın serbest azotu ve organik maddelerin bünyesindeki azot bazı
kimyasal olaylar (amonifikasyon, nitrifikasyon vs.) sonucunda
bitkilerin faydalanabileceği amonyum ve nitrat formuna dönüşür.
Azot
bitkilerin temel yapı taşlarındandır. Amino asitler, proteinler,
nükleik asitler gibi organik bileşiklerin vazgeçilmez bileşenlerinden
biridir. Azot bitkilerde vegetatif aksamın gelişmesini sağlar.
Azot Eksikliği:
Azot yetersizliğinde bitkiler genellikle koyu yeşil görünümlerinin
aksine soluk açık yeşil bir görünüm kazanırlar. Ciddi noksanlık
durumlarına yapraklarda kloroz görülür. Bu durum yaşlı yapraklardan
başlar.
Azot
eksikliği özellikle bitkinin vegetatif gelişimini olumsuz etkiler.
Yaprak ve gövde sistemi zayıf olur. Vegetatif gelişme periyodu kısalır.
Bitkiler erken olgunlaşır, erken çiçek açar ve erken yaşlanır.
Elmalarda
yapraklar küçük dar ve açık yeşil renkli olur. Yapraklar sarımsı
portakal renkli veya kırmızımsı mor renkli olabilir ve erken
dökülürler. Yaprak sapları dar açı oluşturacak şekilde, ince ve
kısadır. Şiddetli noksanlıkta yaprak sapları ölür. Meyveler
olgunlaşmadan renklenirler.
Armut,
kiraz ve erikte noksanlık belirtileri elmaya benzer. Kirazda meyveler
koyu renkli olurlar.
Kayısıda
yapraklar kısa ve sarımsı yeşil renkli olur. Dallar ince gelişirler.
Genellikle çiçek bol olmakla beraber, meyve sayısı az ve meyveler küçük
olur.
Şeftalide
dal ve sürgünler kısa, zayıf, kabukları kahvemsi mor renkli olur.
Yapraklar sarımsı yeşil renkli, yaşlı yapraklar kırmızımsı sarı, bazen
de nekrozludur. Erken yaprak dökümü olur. Meyveler küçük ve ekseriyetle
bozuk şekilli olurlar.
Asma
yaprakları açık yeşil ve sarıya döner. Yaprak kenarları nekrozlu ve
aşağıya kıvrık olur. Yaprak sapları pembemsi bir renktedir. Sürgünler
zayıf ve uçları ölüdür.
Azot fazlalığı:
Bitkilerde fazla azot vegetatif gelişme periyodunu uzatır. Çiçeklenmeyi
geciktirir. Vegetatif aksam yani dal sürgün ve yaprak miktarı fazla,
iri, geniş ve uzun olur. Buna karşılık generatif gelişme zayıf kalır.
Meyvelerde geç olgunlaşma meydana gelir. Depolanma kabiliyetleri düşer
ve bazı depo hastalıklarına daha hassas olurlar.
Gübreleme :
Azotlu gübrelerin etkinliği yönünden aralarında önemli bir fark yoktur.
Uygulanacak gübrenin belirlenmesinde en önemli faktör toprak
faktörüdür. Asit karakterli topraklara üre, kireçli topraklara ise gaz
halinde kayıplar fazla olacağından amonyum içerikli gübrelerin
verilmesi tavsiye edilmez. Yıkanmanın fazla olduğu yağışlı bölgelerde
geleneksel azotlu gübreler yerine yavaş serbestlenen azotlu gübreler
verilebilir.
Verilecek
gübre miktarı topraktaki organik madde miktarına göre değişmekle
birlikte azotun kolay yıkanan bir gübre olması ve organik maddenin
zamanla elverişli hale geçmesi nedeniyle toprakta mevcut azot pek
dikkate alınmaz. Verilecek gübre miktarının belirlenmesinde ise farklı
yöntemler kullanılabilir. Örneğin şu formülden faydalanılabilir;
Ağacın yaşı (yıl) x 2,27
--------------------------------------- = kg gübre /ağaç
Gübrenin % azot içeriği
Yani eğer ağaç 15 yaşındaysa ve gübre olarak ta amonyum nitrat (% 26) kullanıyorsak;
(15x2,27)/26
= 1,3 kg/ağaç Amonyum nitrat vermemiz gerekir. Hesaplamada göz önüne
alınması gereken bir diğer husus ta ağacın verimidir. Diğer bir deyişle
verilecek gübre miktarı ağaç pik verimine ulaşıncaya kadar artırılmalı
ondan sonra artırılmamalıdır. Doz belirlenmesinde Tablo 8’ den de
faydalanılabilir;
Tablo 8. Elma için N önerileri.
|
Yaş (yıl)
|
g N/ağaç
|
Kg N/dekar
|
|
1
|
yok
|
yok
|
|
2
|
100
|
2,5
|
|
3-5
|
100-150
|
3-4
|
|
6-7
|
200-250
|
6
|
|
7 yaş üzeri
|
300-500
|
8-12
|
Bu
verilen rakamlar kuvvetli anaçlar üzerine aşılı elma ağaçları içindir.
Eğer M9 veya MM106 gibi bodur ve yarı bodur gelişen anaçlar için tam
verim çağında 80-100 kg N verilmesi tavsiye edilebilir. Öte yandan taş
çekirdekliler için ise verim çağında dikim sıklığına göre şu önerilerde
bulunulabilir;
Tablo 9. Taş çekirdekli meyveler için N önerileri.
|
Dikim Sıklığı
|
Verilecek N (g/ağaç)
|
Verilecek N (kg/da)
|
|
6 m X 6 m
|
400-600
|
10-15
|
|
Orta sıklıkta
|
300-400
|
15-20
|
|
Sık dikim (4x2)
|
200-250
|
20-25
|
Azot
toplam miktar en az 3 eşit parçaya bölünerek verilmeli ve uygulamalar
erken ilkbaharda başlamalıdır. En son uygulama ise temmuz ortasını
geçmemelidir. Şiddetli ilkbahar yağmurlarından önce verilmemelidir.
Ancak uygulamanın sulamadan veya normal şiddette bir yağıştan önce verilmesi
gübrelemenin etkinliği açısından önemlidir. Uygulamalar ağaç gövdesine
yaklaşmayacak şekilde ağacın taç izdüşümüne veya banda verilmelidir.
Gübre verildikten sonra sulama yapılmayacaksa toprakla karıştırılması
tavsiye edilir.
2. Fosfor Bitki ve topraktaki fosforun
tamamına yakını beş değerlikli oksidasyon derecesinde bulunur (P2O5).
Toprakların fosfor düzeyi % 0,02 ile %0,15 arasında değişir. Ancak
bunun çok az bir kısmı bitkiler tarafından alınabilir formdadır.
Özellikle topraktaki kil tipi ve miktarına bağlı olarak fosforun önemli
bir kısmı toprak tarafından tutulur. Fosfor bitkide son derece
hareketli bir besin elementidir. Aşağı ve yukarı doğru taşınabilir.
Fosfor
bitkide; enerji depolanması ve taşınması, genlerin ve kromozomların
yapı taşı olması ve besinlerin taşınması gibi fizyolojik işlevlere
sahiptir. Fosfor ayrıca çiçeklenmeyi ve meyve tutumunu artırır, saçak
kök oluşumunu sağlar, tohumların çimlenmesinde etkilidir, olgunlaşmayı
hızlandırır.
Fosfor Eksikliği :
Bitkilerin normal P içeriği %0,15 ile %0,5 arasındadır. Eksiklik
durumunda bu oran % 0,1’in altına düşmektedir. P eksikliğinde bitki
türüne ve eksiklik oranına bağlı olarak farklı belirtiler görülse de
genel olarak; özellikle yaşlı yapraklarda sararma, kalın ve dik yaprak
görünümü, bodur büyüme, mavimsi yeşil veya mor renk oluşumu tipiktir.
Fosfor
eksikliği elma armut gibi ağaçlarda hububat ve otsu bitkilerde olduğu
gibi çok yaygın değildir. Belirtiler daha çok genç ağaçlarda meydana
gelir. Sürgünler ve çiçeklenme azalır, tomurcuk patlaması gecikir.
Meyve tutumu zayıftır ve olgunlaşma erkendir. Öte yandan çoğu kez
meyvelerde şekil bozukluğu, koyu kırmızı renk ve çatlaklık görülür.
Daha çok yaprakların ortasında veya ana damarlar arasında olmak üzere
koyu yeşilden mora kadar değişen renklenme görülür. Yapraklar normalden
daha küçüktür ve yaprak sapı ile dal arasında dar açı vardır. Sonunda
yapraklar açık yeşile veya sarıya dönerler ve erken koparlar.
Fosfor fazlalığı; Fe, Zn ve Cu’ın alımını engellediğinden dolaylı olarak bitkiye zarar verir.
Fosfor Gübrelemesi :
Fosfor gübrelemesinde dikkat edilmesi gereken hususların başında toprak
çözeltisindeki elverişli fosfor konsantrasyonunun artırılmasıdır. Bunun
için kullanılacak gübre çeşit ve miktarı kadar uygulama yöntem ve
zamanı da önem taşımaktadır. Gübrenin toprakla temas yüzeyinin artması
ve temas süresinin uzaması toprakta fosfor fiksasyonunun artmasına yol
açacağından fosforlu gübrelerin mümkün olduğunca bitkinin alacağı
dönemde verilmesi gerekir. Öte yandan fosfor toprakta hareketsiz
olduğundan gübrenin bitki kök bölgesine yakın verilmesi gübrelemenin
etkinliğini artırmaktadır. Ayrıca gübre verilirken kesinlikle
serpilerek dağıtılmamalı taç izdüşümüne veya banda açılan çukurlara
toplu olarak verilmelidir.
Uygulanacak
gübre miktarına gelince; fosforlu gübreler uygulanmadan önce toprağın
elverişli fosfor seviyesinin toprak analizleri ile belirlenmesi
gerekir. Yöremiz toprakları genel olarak fosfor açısından oldukça
zengindir. Yapılan tarla denemeleri sonucunda Isparta – Eğirdir yöresi
toprakları için dekara 2-3 kg P2O5 verilmesi
tavsiye edilmektedir. Buda eğer triplesüperfosfat kullanılacaksa (%44)
toplam dekara 5-7 kg gübre verilmesi demektir.
Fosfor
gübrelemesinde uygulama zamanı olarak erken ilkbahar hatta kış sonu
yani şubat-mart ayları tavsiye edilmektedir.
3. Potasyum
Toprakta potasyum N ve P’a göre daha fazla bulunur. Toprağın potasyum
kapsamı % 2,4 dolayımdadır. Potasyum bitkiler tarafından son derece
hızlı ve etkin alınırlar ve çift yönlü taşınabilir. Ancak temel taşınma
genç dokulara doğrudur. Potasyum alımının hızlı ve etken olması diğer
katyonların alımını sınırlandırabilir. Bitki floem özsuyunun % 80’i
potasyumdan oluşur.
Potasyum bitkilerde
su dengesini sağlar, fotosentez ürünlerinin üretimini ve taşınmasını
sağlar, ve bazı enzim sistemlerini etkinleştirir yada aktive eder.
Özellikle meyveler açısından potasyum çok önemlidir. Şeker oranı
yüksek, tam renklenmiş albenisi fazla, kaliteli meyveler elde edilmesi
yeterli potasyum verilmesine bağlıdır.
Potasyum Noksanlığı :
Potasyum noksanlığı kumlu hafif tekstürlü topraklarda yetiştirilen
bitkilerde daha çok görülür. Potasyum noksanlığı belirtileri hemen
görülmez. Önce önemli oranda gerileme görülür. Daha sonra kloroz ve
nekrozlara rastlanır.
Belirtiler
önce yaşlı yapraklarda görülür. Zira eksiklik halinde yaşlı
yapraklardaki potasyum genç yapraklara taşınır. Belirtiler yaprak
kenarlarında ve uçlarında başlar. Yaprak kenarları önce sararır, daha
sonra koyu kahverengine döner. Şiddetli noksanlık halinde
siyahlaşabilir. Yaprağın kenar ve uçları belirtilen şekilde ölmesine
karşılık diğer kısımları uzun süre yeşil kalabilir.
Elmada
yaprak kenarlarında esmer-kahverengi kloroz oluşur. Bu bölgeler kurur.
Yapraklar bu haliyle ağaç üzerinde uzun süre kalabilirler. Meyveler
küçük ve soluk renkli, kalın kabuklu, şeker miktarları az ve ekşi
olurlar.
Armut
yaprakları sarımsı yeşil olur ve tipik bir şekilde kıvrılma gösterir.
Yaprak kenarlarında yukarıda bahsedilen tipik belirtiler oluşur.
Kiraz,
şeftali, kayısı gibi taşçekirdekli meyve ağaçlarında potasyum
noksanlığı yapraklarda kıvrılma ve kırmızımsı kahverengi lekelerden
oluşan belirtilere neden olur. Sürgün uçlarında ölme, zayıf çiçek
oluşumu ve normalden küçük meyveler oluşur.
Asma
yapraklarında da yaprak kenarlarında sararma kahverengileşme görülür.
Çiçeklenme zayıf, meyve tutumu az ve meyveler ekşi olur.
Potasyum fazlalığı : Potasyum fazlalığı Mg ve Ca noksanlığına sebep olabilir.
Potasyum Gübrelemesi :
Potasyum gübrelemesi yapılmadan önce toprakların potasyum içeriklerinin
toprak tahlilleri ile belirlenmesi gerekir. Potasyumda fosforda olduğu
gibi ağaç kök bölgesine yakın ve dağıtılmadan verilmelidir. Uygulama
zamanı da fosforda olduğu gibi kış sonu veya erken ilkbahardır.
Uygulama
dozu topraktaki potasyum seviyesine, ağacın yaşı ve verimine bağlı
olarak değişmekle beraber pratik bir öneri olarak yumuşak çekirdekliler
için 10-15 kg/da K2O, sert çekirdekliler için ise 7,5-15 kg/da K2O verilmesi önerilebilir.
4. Kalsiyum
Topraklarda genellikle ihtiyacı karşılayacak düzeyde kalsiyum bulunur.
Özellikle kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde yıkanma olmadığından
Ca oranı oldukça fazladır. Hatta bazı yerlerde diğer bazı mikro
elementlerin alımını engelleyecek kadar fazla olabilmektedir. Bu
sebeple ülkemizde topraktan Ca ilavesine pek ihtiyaç duyulmaz. Ancak
yağışlı bölgelerde yıkanmanın çok fazla olduğu yerlerde topraktan Ca
gübrelemesi gerekebilir.
Kalsiyumun bitkilerce alım hızı çok düşüktür ve topraktan Ca++
iyonu şeklinde alınırlar. Taşınması ise büyük ölçüde transprasyona
bağlıdır. Yani xylem dokusunda Ca taşınması kitlesel akış ile olmaz. Bu
kalsiyumun bitkide son derece hareketsiz olduğu sonucunu ortaya koyar.
Floem dokularında Ca içeriği çok düşüktür. Bu durum besinlerinin önemli
bir kısmını floem dokuları aracılığı ile sağlayan meyvelerde sık sık Ca
eksikliği görülmesine neden olur.
Kalsiyum eksikliği :
Kalsiyum noksanlığı meyvelerde, özellikle elmalarda çok önemlidir.
Elmalarda görülen acı benek Ca noksanlığının bir sonucudur. Acı benek
elmalarda derime yakın veya derimden sonra depolama sırasında meydana
gelen ve karşıdan bakıldığında kabuğun üzerinde şekil bozukluğu
oluşturan kahverengi-siyah beneklerle kendini belli eden bir fizyolojik
bozukluktur.
Kalsiyum gübrelemesi :
Yukarıda da söylendiği gibi kalsiyumun floem dokusunda hareketsiz oluşu
nedeniyle bitkilerde ancak xylem dokularında ve transprasyon sonucunda
taşınabilir. Ca noksanlığının belirlenmesinde yaprak analizleri de
faydalı olmamaktadır. Çünkü yapraklardaki Ca meyvelere
taşınamamaktadır. Ca noksanlığını gidermenin en etkili yolu doğrudan
meyveye Ca içeren çözeltiler püskürtmektir. Bu amaçla yaz döneminde
belli aralıklarla (15-20 gün) meyve üzerine kalsiyum sülfat veya bir
başka Ca içeren çözelti püskürtülmelidir.
5. Magnezyum
Toprakların Mg içerikleri kumlu topraklarda %0,05 civarındayken killi
topraklarda bu oran %0,5 ‘e kadar çıkabilmektedir. Magnezyum kalsiyum
gibi kolay yıkanabilen bir elementtir.
Magnezyumun
topraktan alımında rekabet koşulları etkilidir. Azot ve potasyum
arasında besin alımı arasında rekabet vardır. Mg transprasyon akımı ile yukarı taşınır ve floem de hareketli bir besin elementidir.
Bitkilerde
Magnezyum, klorofil sentezinde yapı elementidir, fosforilasyon
sürecinde görevlidir, çeşitli enzim sistemlerinde aktivatör görevi
görür ve karbon ve protein metabolizmasında görevlidir.
Magnezyum eksikliği :
Bitkilerde Mg seviyesi % 0,2’ nin altına düşerse eksiklik durumu
oluşur. Magnezyum noksanlığı protein sentezini engellemektedir.
Eksiklik daha çok yıkanma tehlikesinin olduğu topraklarda görülür.
Ayrıca fazla miktarda potasyumlu gübre verilmesi de Mg noksanlığına yol
açabilir.
Elma
ağaçlarının özellikle uzun sürgünlerin yaşlı yapraklarında, damarlar
arasında gayrı muntazam şekilli açık yeşil, sarımsı, bazen grimsi yeşil
renkli lekeler oluşur. Damar arası lekeler bazı durumlarda yaprak
kenarlarına kadar genişler. Lekeler hızla kırmızımsı kahverengi
nekrozlara dönüşürler. Yapraklar daha sonra solar, kıvrılır, kurur ve
erken dökülür. Meyveler tatsız ve kokusuz olurlar.
Armut
yapraklarında ana damar çevresi ve kenarlara yakın bölgelerde nekrozlar
oluşurken, yaprak kenarları yeşil rengini korurlar. Bu belirtilerin
ortaya çıkışı mevsim sonlarına doğru olur ve yapraklarda erken dökülme
görülür.
Sert
çekirdekli meyvelerden en fazla şeftali etkilenir. Yaprakların damar
aralarında kloroz görülür. Renk açılmaları yaşlı yapraklarda, yaprak
kenarlarından başlayarak yayılır. Beyaz etli meyve veren ağaçların
yapraklarında kırmızı renkli, sarı etli meyve veren çeşitlerin
yapraklarında ise sarı renkli lekeler oluşur. Yapraklarda erken dökülme
görülür.
Asma
yapraklarında damar aralarında lekeler şeklinde başlayan kloroz,
lekelerin hızla genişlemesiyle sapa doğru yayılır ve yapraklarda ördek
ayağı şeklinde tipik görüntü oluşur. Kloroz görülen bölgelerde
kahverengi nekrozlar oluşur.
Magnezyum fazlalığı :
Mg fazlalığı nadiren görülür ve potasyum alımını engeller. Ayrıca
ağaçların kök gelişmesini olumsuz etkiler.
Magnezyum gübrelemesi :
Bitkiler normal şartlarda nadiren Mg gübrelemesine ihtiyaç duyarlar.
Ancak günümüzde azotlu ve potasyumlu gübrelerin fazla kullanılması
sebebiyle magnezyum gübrelemesi bir ihtiyaç halini almıştır. Özellikle
yıkanmanın fazla olduğu topraklarda Mg gübrelemesi önem taşır.
6. Kükürt
Kükürt organik maddelerin yapısında bulunan bir elementtir. Bu yüzden
toprakta organik ve inorganik formda bulunabilir. Ancak topraklardaki
kükürt miktarının önemli bir kısmını organik kükürt oluşturmaktadır.
Bitkiler kükürdü kökleri vasıtasıyla sülfat iyonu (SO4-2)
şeklinde alırlar. Öte yandan stomaları aracılığı ile de kükürt dioksit
olarak alabilirler. Kükürt bitkilerde daha çok yukarı doğru taşınır.
Aşağı taşınma çok sınırlıdır. Yaşlı dokulardaki kükürt genç dokulara
taşınmaz.
Bitkide
proteinlerin bileşiminde bulunur. Klorofil oluşumu için gereklidir.
Bazı vitaminlerin bünyesinde bulunur. Bitkilerde soğuğa dayanımı
artırır.
Kükürt eksikliği :
Bitkilerde kükürt eksikliğinde azot eksikliğine çok benzeyen belirtiler
görülür. Yani homojen bir sararma vardır. Ancak aradaki fark,
sararmanın önce genç yapraklarda olmasıdır. Azotta ise sararma yaşlı
yapraklarda olur. Bunun sebebi kükürdün yaşlı yapraklardan genç
yapraklara taşınamamasıdır.
Kükürt gübrelemesi :
Kükürt gübrelemesi daha çok yağışlı bölgelerde önem taşır. Gübre olarak
piyasada bulunan kükürt içerikli gübreler kullanılabilir (jips, amonyum
sülfat, potasyum sülfat vs.).
7. Demir Yer kabuğunun % 5’
ini demir oluşturur. Topraklar genellikle demir açısından zengin
olmasına karşılık ortamda Ca’un fazla olması ve havalanması uygun
olmayan toprak şartlarında bitkiler demirden faydalanamazlar.
Bitkiler demiri daha ziyade Fe2+ formunda alırlar. Bazen de Fe3+
formunda alabilirler. Ayrıca demir kleytleri olarak ta
alınabilmektedir. Demir hangi formda alınırsa alınsın bitki bünyesinde
Fe2+ formuna dönüşmeden kullanılamaz. Yüksek kalsiyum
olduğunda yani toprak pH’sı yüksek iken demir bileşikleri Fe2+ ve Fe3+
formlarına indirgenemez. Öte yandan bikarbonat iyonları da demirin
hareketliliğini azaltarak, alımını azaltabilirler. Topraktaki kirecin
çözünmesinde CO2’in önemli etkisi vardır. Havasız koşullar da CO2
oluşumuna sebep olmakta ve bu durum dolaylı olarak demir eksikliğiyle
sonuçlanmaktadır. Sıkışık topraklar, uzun süreli sulama, aşırı
yağışlar, yüksek taban suyu da demir alımını engelleyen unsurlardır.
Toprakta fazla miktarda ağır metal olması da (örneğin mangan) demir
eksikliğine neden olmaktadır.
Demirin
bitkilerdeki fizyolojik işlevi; bir çok enzim sisteminde prostetik
gurup olarak görev yapan hem hemin maddelerinde yapı elementi olmasıyla
ilgilidir.
Demir eksikliği : Demir
eksikliği belirtileri öncelikle genç yapraklarda başlar ve yaprak
damarları arsında sararma dikkat çeker. Görünümleri oldukça tipiktir.
Kolayca tanınırlar. En ince damarlar dahi yeşil kalarak bu damarlar
arasındaki renk tamamıyla sarıya döner. Şiddetli noksanlıkta damarlarda
sararabilir. Bazen magnezyum noksanlığı ile karışır. Aradaki fark Mg
noksanlığında sararma yaşlı yapraklarda görülür. Demirde ise genç ve
tepe noktalardaki yapraklarda belirtilere rastlanır.
Meyve
ağaçlarında Fe noksanlığının bazı dallarda görülüp, bazılarında
görülmemesi sık görülür. Yaprak analizleri demir noksanlığının
tanınmasında yeterli değildir. Çünkü bazen klorozlu yaprağın demir
içeriği sağlam olandan daha yüksek bile çıkabilmektedir. Bunun nedeni
demirin bütün formlarının bitkiye yarayışlı olmamasından ileri gelir.
Tanının
en kolay yolu uygun demir çözeltisini yapraklara püskürtmektir. Kloroz
kaybolur veya hafiflerse Fe noksanlığı olduğu anlaşılır.
Demir gübrelemesi :
Demir noksanlığının giderilmesinde yaprak gübrelemeleri etkili
olmaktadır. İnorganik demir tuzları (örneğin demir sülfat) % 0,05 ve %
1 arasındaki konsantrasyonlarda püskürtülmesi faydalı olabilir. Dikkat
edilecek husus tuz içerikli gübrelerin yapraklarda yanmalara neden
olabileceğidir. Yani uygulama zamanı ve konsantrasyon iyi
ayarlanmalıdır.
Piyasada
EDDHA ve EDTA ile şelatlanmış demir şelatları bulunmaktadır. Bunlar
yapraktan ve topraktan başarı ile uygulanabilir. Toprağa
uygulandıklarında pH’ sı yüksek bir topraksa Fe-EDDHA daha iyi sonuç
vermektedir. Bazen her iki şelatla da şelatlanmış demirli gübreler
olabilir. Bunlar hem düşük, hem de yüksek pH’ da etkili olabilirler.
Toprağa uygulandıklarında meyve bahçelerinde ağaç büyüklüğüne göre ağaç
başına 70-150 gr yetebilmektedir. Bununla beraber şiddetli noksanlık
durumunda bu oran 500 gr’ a kadar çıkarılabilir. Bağlarda ise asma
başına 10-50 gr yeterlidir.
Demir
şelatlarının toprağa verilmesi yaprağa verilmelerinden daha kesin sonuç
verir. Ancak bu durumda kullanılacak miktar çok fazla olmaktadır ve
maliyeti artmaktadır. Bu yüzden yaprak uygulamaları ekonomik açıdan
daha uygundur. Ancak şiddetli noksanlık hallerinde toprak uygulamaları
şarttır.
8. Çinko Yerkabuğunun ortalama çinko oranı 80 ppm civarında
iken, toprakların çinko içeriği 10-300 ppm arasında değişmektedir.
Toprakta çinko çözünürlüğü toprak pH’sı ile ters orantılıdır. Bitkiler
çinkoyu suda çözünebilir formda ve aktif olarak alırlar. Çinko alımı
ile bakır, demir, mangan ve kalsiyum alımı arasında rekabet mevcuttur.
Bitki bünyesinde çinko Zn 2+ iyonları şeklinde veya organik
asitlere bağlı olarak xylem dokularınca taşınır. Sınırlı da olsa yaşlı
yapraklardan genç yapraklara taşınma olmaktadır. Bitkilerde fosfor ile
çinko arasında antagonistik bir etki vardır. Çinko bitki fizyolojisi
açısından son derece önemli bir elementtir. Bitkilerde, enzimleri yapı
elementi olarak ve aktive edilmesinde, protein sentezinde, karbonhidrat
metabolizmasında ve IAA sentezinde görevlidir. Çinko eksikliği : Meyve
ağaçlarının Zn içeriği 15-200 ppm arasında değişmektedir. Çinko
eksikliği çoğunlukla fosfor yönünden zengin, karbonhidrat içerikli nötr
veya alkali topraklarda meydana gelir. Zn eksikliği kültür bitkilerinde
daha ziyade kökleri etkiler ve yaşlı kök dokularının ölümüne sebep
olur. Öte yandan çinko noksanlığında yaprak damarları arasında kloroz
meydana gelir. Yaprak damarları yeşil kalırken, damarlar arası renk
açık yeşil,sarı hatta beyaza döner.
Meyve
ağaçlarının hepsinde çinko noksanlığının tipik belirtisi, daralmış,
küçülmüş yaprak ve rozet oluşumudur. Bu oluşumun nedeni ise boğum
araları uzunluklarının oldukça kısalmış olmasıdır. Yaprak kenarları
bazen dalgalı bir hal alır. Yaprak yüzeyinde damar kenarları yeşil
kalmak üzere damarlar arasında sarı mozaik şeklinde lekeler oluşur.
Noksanlık şiddetli değilse sadece yaprakları etkiler. Şiddetli noksanlı
olursa sürgün gelişimi de tamamen durur. Sürgünlerde meyve tomurcuğu
sayısı azalır, hatta tamamen yok olur. Sert çekirdekli meyvelerin meyve
etlerinde kararmalar görülür.
|
|
 |
Bağlarda
çinko noksanlığı yaygın olarak ortaya çıkmaktadır. Erken ilkbaharda
oluşan yapraklar küçük, dar ve dişli olurlar. Damarlar arasında çok
sayıda klorotik lekeler oluşurken damarların etrafında 1-2 mm
genişliğinde bir bölge yeşil rengini korur. Alt yapraklar yeşil kalır
ve hafif klorozlu olurlar. Belirtiler sürgün uçlarına doğru daha
şiddetli bir hal alır. Büyüme geriler, ana sürgünler çalımsı bir hal
alır. Salkımlar seyrek ve üzüm taneleri küçük olur.
Çinko Gübrelemesi :
Bitkilerin topraktan kaldırdıkları çinko miktarı genellikle 0,5
kg/ha/yıl’ dan daha azdır. En çok kullanılan çinko gübresi çinko
sülfattır. Topraktan ve uygun konsantrasyonlarda yapraktan
uygulanabilir. Yaprak analizleri sonucunda Zn eksikliği bulunmuşsa 100
litre suya 0,5 kg çinko sülfat, 250 gr sönmüş kireç ve 200 gr üre ve
yapıştırıcı karıştırılarak hazırlanan çözelti, meyve tutumundan
itibaren eksikliğin şiddeti de göz önüne alınarak 20’şer gün
aralıklarda yapraklara püskürtülerek verilebilir.
9. Mangan
Toprakların mangan içeriği 200-3000 ppm arasında değişmektedir. Toprak
pH’sı ile mangan elverişliliği arasında sıkı bir ilişki vardır. Yüksek
pH’ lı topraklarda manganın alınabilirliği düşüktür. Bu sebeple kireçli
topraklarda Mn eksikliği sık görülür. Mangan eksikliği : Mangan
noksanlığı belirtileri Mg noksanlığı belirtilerine benzer.
Yapraklardaki damarlar arasında sarama görülür. Ancak Mg noksanlığı
önce yaşlı yapraklarda olmasına karşılık Mn noksanlığı genç yapraklarda
görülür. Mangan noksanlığında yapraklar arası kloroza ilave olarak
yapraklarda sarı noktalar halinde lekeler oluşur. Meyve ağaçlarında Mn
eksikliği belirtileri rahatlıkla demir noksanlığı ile karışabilir.
Yaprak analizleri doğru teşhis için önemli bir araçtır. 25-30 ppm’ den
az Mn bulunursa mangan eksikliği muhtemeldir. 20 ppm’ den az olursa
mangan noksanlığı vardır. Şeftali, kayısı ve erik diğer sert
çekirdeklilere göre daha fazla mangana ihtiyaç gösterirler.
Asmada
yaprak yüzeyinde üniform bir sararma olur. Yapraklar normalden küçük ve
açık yeşil renklidirler. Zamanla çok sayıda küçük nekrotik lekeler
ortaya çıkar. Sonunda sarı bölgeler kahverengine döner ve yaprak ölür.
Mangan gübrelemesi :
Mangan noksanlığı daha çok kireçli yüksek pH’ ya sahip topraklarda
yetiştirilen bitkilerde görülür. Böyle topraklara mangan sülfat gibi
tuzlar vermek genellikle faydasızdır. Çünkü verilen mangan kısa sürede
yükseltgenerek alınamaz hale gelir. Böyle topraklara mangan verilecekse
serpme yerine banda toplu olarak verilmelidir Manganlı gübrelerin
yaprağa uygulanmaları da mümkündür. Bu amaçla kullanılmak üzere çeşitli
Mn-şelatlar üretilmektedir. % 1’ lik MnSO4 çözeltisi veya
dekara 10-50 gr Mn hesabıyla şelatlı gübreler yapraklardan
uygulanabilir. Manganın bitkilerde hareket kabiliyeti iyi olmadığından
uygulama 2-3 kez tekrarlanmalıdır. Toprağa verilecekse dekara 3 kg Mn
hesabıyla mangan sülfat verilebilir. Yerkabuğunun Cu kapsamı 55 ppm
dolayındadır. Bakır toprakta genellikle iki değerlikli bakır iyonu
şeklinde bulunur ve elverişliliği organik maddelerle kompleks
oluşturmasına bağlıdır. Bakır bitkilerce çok küçük miktarlarda alınır.
Bitkiler bakırı Cu 2+ iyonu veya bakır kleyti şeklinde alırlar. Öte
yandan bakır ile demir, mangan, çinko ve nikel gibi ağır metaller
arasında rekabet söz konusudur. Bitkilerde taşınması % 99 oranında
xylem özsuyunda olmakta ve floemde taşınma gerçekleşmemektedir. Bu
taşınma transprasyon akımına bağlıdır. Bakır az da olsa yaşlı
yapraklardan genç yapraklara taşınabilir. Bakır bitki fizyolojisi
açısından çok önemli bir elementtir.. Vitamin, karbonhidrat ve protein
sentezi ile fotosentez ve solunum gibi çok sayıda komplike olayda görev
alır.
Bakır eksikliği :
Bitkilerin bakır kapasitesi vegetatif organlarda 4-20 ppm civarındadır.
Eksiklik sınırı 4 ppm olarak kabul edilmektedir. Bakırın yaşlı
yapraklardan genç yapraklara taşınma kabiliyeti iyi olmadığından
eksiklik belirtileri öncelikle genç yapraklarda görülmektedir. Grimsi
yeşil renk, hatta beyazlaşma gibi renk değişimleri ve solma görülür.
Gelişme zayıflar. Meyve ağaçlarında dalların uç kısımlarında kurumalar
olur. Bazı hallerde uç kurumalarının görülmesinden önce normalden büyük
yapraklar oluşur.
Bakır fazlalığı :
Bakır içerikli fungusitlerin meyve bahçelerinde ve bağlarda çokça
uygulanması bakır toksitesi meydana getirebilmektedir. Bakır
tositesinde de noksanlıkta olduğu gibi bitki gelişmesi geriler ve
yapraklarda yanmalar görülür.
Bakır gübrelemesi : Pratikte meyve ağaçlarında bakır gübrelemesi yapılmaz. Çünkü fungusit olarak
bakır sülfat çokça kullanıldığından meyve bahçelerinde genellikle
yeterli miktarda bakır bulunur. Bor toprakta borik asit ya da borat
anyonu şeklinde bulunur. Bitkilerce bor iyonize olmamış borik asit
formunda alınmaktadır. Bitkide hareketi oldukça sınırlıdır ve
bitkilerde xylem dokusunda transprasyon etkisi ile taşınır. Bor
eksikliği : Normal olarak bitkiler 25-100 ppm arasında bor içerirler.
20 ppm bitkilerde borun eksiklik sınırı olarak kabul edilmektedir.
Bitkilerde bir çok hastalığın bor noksanlığından meydana geldiği
bilinmektedir. Örneğin elmalarda mantarlaşmış çekirdek evi hastalığı
bunlardan biridir. Armut ve elmalarda bor noksanlığında çiçekler
soğuktan zarar görmüş gibi aniden solar ve siyah bir renk alır. Bu
halleri ile dökülmeyip bir süre dalda kalırlar. Don zararı aynı
görüntüyü oluşturmakla beraber dondan etkilenmiş çiçekler hemen
dökülürler. Şiddetli noksanlıkta yaprak çıkışı gecikir, vegetatif
büyüme noktaları ölür. Sürgünler kısa, yapraklar küçük ve bozuk şekilli
olurlar. Ancak yapraklarda kloroz görülmez. Elma ve armut meyvelerinde
büyük şekil bozuklukları ve içte ve dışta mantarlaşmalar görülür.
Meyveler normalden küçüktür ve bazen çatlamalar olur. Bor
noksanlığından ileri gelen dış mantarlaşmalar Ca eksikliğinden meydana
gelen acı benek ile karıştırılmamalıdır. Acı benek ya dalda meyvenin
olgunlaşmasına yakın, ya da daha çok hasat sonrasında depolama
sırasında görülür.
|
|
Şeftali
ve kayısı meyvelerinde kahverengi lekeler ve veya mantarımsı doku
oluşur. Bazı durumlarda meyvelerde çatlama ve büzülme görülür.
Olgunlaşma gayrı muntazam olur.
Asmalarda
genç yapraklarda damarlar arasında sarı lekeler şeklinde kloroz oluşur.
Kloroz yaprak kenarlarından başlayıp, ortaya doğru yayılır. Kloroz çoğu
kez şekil bozukluğu ile birliktedir. Sonraları yaprak kenarları
kahverengiye döner ve kurur. Yaprak sapları kısa ve kalın olur.
Vegetatif gelişme noktaları kalınlaşır ve ölür. Buna bağlı olarak yan
sürgün sayısı artar. Ancak bu sürgünler de arızalı olur. Meyve az olur.
Salkımlarda üzüm tanelerinin çoğunluğu buruşuk ve çekirdeksizdir.
Sadece aralarında birkaç tane normal üzüm bulunur.
Bor fazlalığı :
Borun eksikliği gibi fazlalığı da sakıncalıdır. Toprakta 5 ppm’ den
fazla bor olması bor fazlalığına işaret eder. Bu sebeple bor
gübrelemesi yapılırken dikkat edilmelidir. Bor toksitesinde yaprak
uçları sararır ve nekrozlar oluşur. Belirtiler daha sonra yaprak
kenarlarına ve orta damara yayılır. Yapraklar yanık bir görüntü alırlar
ve erken dökülürler. Belirtiler yaşlı yapraklarda görülür.
|